好文集ChatGPT Plus¥119

SPK'nın Denetim ve Gözetim Yükümlülüğü ile Erken Müdahale Etmemiş Olmasından Doğan Sorumluluğu

SPK'nın Denetim ve Gözetim Yükümlülüğü ile Erken Müdahale Etmemiş Olmasından Doğan Sorumluluğu

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)'nın riski önceden tespit etme ve etkili müdahalede bulunma imkanı mevcut olduğu halde gerekli tedbirleri zamanında almaması, oluşan zararla nedensellik bağı kurulması şartıyla hizmet kusuruna dayalı tazminat sorumluluğu doğurabilir.

Danıştay 13. Dairesinin 2 Aralık 2005 tarihli, E.2005/2625, K.2005/5753 sayılı kararı, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) yatırımcıları koruma görevinin yalnızca hukuka aykırılıklar ortaya çıktıktan sonra yaptırım uygulamakla sınırlı olmadığını, denetim yetkisini zamanında kullanmamasının hizmet kusuru sayılmasına yol açtığını göstermektedir.

Bu yaklaşım, 17 Eylül 2026 tarihinde yedi portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verilmesi bakımından önem taşımaktadır.

Sorulması gereken asıl mesele, SPK'nın tasfiye kararı alıp alamayacağı değil, yatırımcıları etkileyen riskleri daha önce tespit ederek zararı önleyebilecek tedbirleri almasının mümkün ve gerekli olup olmadığıdır.

İmar Bankası olayında SPK, bankanın aracılık faaliyetleri yetkisini 21 Kasım 1990 tarihinde kaldırmasına rağmen bankanın yetkisiz şekilde devlet iç borçlanma senedi satışlarını sürdürmesini engellememiştir. Danıştay, bankanın gazete ve televizyon reklamlarıyla yatırımcı toplamaya devam etmesini ve SPK'nın bu faaliyetlere karşı işlem yapmamasını hizmet kusuru olarak değerlendirmiştir.

Mahkeme açısından belirleyici unsur, zararın banka tarafından gerçekleştirilmesi değil, denetim makamının hukuka aykırı faaliyetleri zamanında önlememesidir.

Böylece üçüncü kişinin fiili, idarenin bağımsız denetim sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır.

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 1. maddesi yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunmasını temel amaç olarak belirlemektedir. "...Amaç, Kapsam ve Tanımlar Amaç MADDE 1 - (1) Bu Kanunun amacı; sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesidir...."

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunun 88. maddesi risk değerlendirmesine dayalı denetim yapılmasını düzenlemektedir. "...Sermaye Piyasalarında Denetim ve Tedbirler BİRİNCİ BÖLÜM Denetim, Arama ve El Koyma Denetim faaliyeti ve denetim yetkilileri MADDE 88 - (1) Bu Kanun ve diğer kanunların sermaye piyasası ile ilgili hükümlerinin uygulanmasının ve her türlü sermaye piyasası faaliyet ve işlemlerinin denetimine meslek personeli yetkilidir. Bu yetki, Kurul Başkanı tarafından görevlendirilen meslek personeli tarafından kullanılır. (2) Kurul, denetim faaliyetlerine ilişkin önemlilik ve öncelik ilkeleri ile risk değerlendirmelerinde dikkate alınacak ölçütleri ve uygulama esaslarını belirler. Denetim faaliyeti, önemlilik ve öncelik ilkeleri ile risk değerlendirmeleri kapsamında Kurul Başkanı tarafından oluşturulacak program uyarınca yürütülür. Kurul Başkanı, oluşturulan program dışında incelenmesini gerekli gördüğü hususlarda program dışı denetim yaptırabilir...."

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 89. maddesi ise kurumların işlem ve kayıtlarının incelenmesini düzenlemektedir. "...Denetim faaliyetinin icrası MADDE 89 - (1) Denetim, bu Kanun kapsamındaki tüm kurum ve kuruluş ile ilgili diğer gerçek ve tüzel kişilerin bu Kanun ve ilgili diğer mevzuatın sermaye piyasasına ilişkin hükümleriyle ilgili faaliyet ve işlemlerini kapsar. Denetimle görevlendirilen personel, ilgili gerçek ve tüzel kişilerden bu Kanun ve ilgili diğer mevzuatın sermaye piyasasına ilişkin hükümleriyle ilgili görecekleri bilgi ve belgeleri istemeye, bunların vergi ile ilgili kayıtları dâhil olmak üzere tüm defter ve belgeleri ile elektronik ortamda tutulanlar dâhil tüm kayıtlar ve sair bilgi ihtiva eden vasıtaları, bilgi sistemlerini incelemeye, bunlara erişimin sağlanmasını istemeye ve bunların örneklerini almaya, işlem ve hesaplarını denetlemeye, ilgililerden yazılı ve sözlü bilgi almaya, gerekli tutanakları düzenlemeye yetkilidir...."

Benzer bir düzenleme de 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 15. maddesinde vardır. 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’a göre REKABET KURUMU 2024 yılında 1039 2025 yılında 1509 Yerinde İnceleme yapmıştır. Rekabet Kurumu, 2025 Yıllık Rapor, Ankara 2026, s. [11].

SPK ise Yatırım Kuruluşları Nezdinde 2024 yılında 38, 2025 yılında ise 59 Mali Denetim, Mevzuat Denetimi, Şikayet Denetimi, Yetki Belgesi Denetimi, Bilgi Sistemleri İncelemesi yapmış olup, bunlar arasında yerinde incelemeden bahsedilmemiştir. Sermaye Piyasası Kurulu, 2025 Faaliyet Raporu, Ankara, 2026, s. [44].

Dolayısıyla SPK'nın denetimi yalnızca şikayet üzerine yürütülen faaliyet olarak değerlendirilemez. Risk göstergelerinin düzenli izlenmesi ve gerektiğinde program dışı yerinde inceleme yapılması da bu görevin kapsamındadır.

17 Eylül 2026 Kararı Daha Önce Müdahale Edilebileceğini Gösterir mi?

SPK'nın 2026/60 sayılı bülteninde, 6362 sayılı Kanun'un 96. maddesine dayanılarak fonların işleme kapatılması ve belirlenen fonların tasfiyesi kararlaştırılmıştır. Bu karar Kurulun ciddi koruyucu tedbirler uygulayabildiğini göstermektedir. Ancak 17 Eylül tarihinde müdahale edilmiş olması, aynı tedbirin veya daha yapıcı tedbirlerin erkenden alınmadığının sorgulanmasına neden olmuştur.

Danıştay kararında hizmet kusuru, zamanında önlem alarak engel olmamak olarak açıklanmıştır. "...Dosyadan; Kurul'ca Bankanın aracılık faaliyetlerinde bulunma yetkisinin 21.11.1990 tarihli kararla iptal edildiği, ancak DİBS alım-satımında yetkili olmayan Banka'nın çeşitli gazete ve televizyonlarda ilan ve reklamlar verdiği ve 1990 tarihinden itibaren yatırımcılara DİBS sattığı, SPK'nun ise bu konuda herhangi bir işleminin bulunmadığı ve SPK'nun Kanunun kendisine verdiği gözetim ve denetim görevini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, SPK kararı ile borsa üyelik ve aracılık faaliyetlerinde bulunma yetkisi kaldırılan Banka'nın, yetkisi olmadığı halde ilan ve reklam vererek yatırımcılara gerek DİBS satışı gerekse bu ad altında satış yapmasını zamanında önlem alarak engel olmayan ….. SPK'nun olayda kusurlu davranışları bulunduğu kuşkusuz olduğundan anılan idarelerin davacının dosyada bulunan ve Banka'dan DİBS aldığını gösteren belgedeki yatırdığı tutar miktarındaki zararının hizmet kusuru bulunduğunun tespit edilmesi nedeniyle ödemeleri gerekmektedir...." (DANIŞTAY 13. DAİRE, E.2005/2625, K.2005/5753)

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. (DANIŞTAY 4. DAİRE E. 2024/3714 K. 2024/7917 T. 26.12.2024)

SPK hiç inceleme yapmamışsa denetim hizmetinin işlememesi, inceleme yaptığı halde belirgin riskleri değerlendirmemişse denetim hizmetinin kötü işlemesi, gerekli tedbirleri makul olmayan gecikmeyle uygulamışsa denetim hizmetinin geç işlemesi hukuken tartışmaya açılabilir. Örneğin aynı finansal varlıklarda olağandışı yoğunlaşma önceden belirlenmiş olmasına rağmen araştırılmamışsa, bu durum hizmet kusurunun somut dayanağını oluşturabilir.

Erken Müdahale Edilseydi Yatırımcı Zararı Önlenebilir miydi?

Tazminat sorumluluğunda en önemli mesele nedensellik bağıdır. Erken inceleme yapılması halinde riskli işlemler durdurulabilir, portföy yoğunlaşması azaltılabilir veya yatırımcıların yeni risklere maruz kalması önlenebilir miydi? Bu soruların yanıtı, işlem tarihleri ve denetim kayıtlarının karşılaştırılmasıyla belirlenmelidir. Ayrıca piyasa hareketlerinden doğan olağan yatırım kayıpları ile önlenebilir denetim eksikliğinden kaynaklanan zararlar ayrılmalıdır.

Sonuç

Danıştay içtihadı ışığında SPK'nın hukuki sorumluluğu, yalnızca 17 Eylül 2026 tarihli tasfiye kararının hukuka uygunluğu üzerinden değil, bu karardan önceki denetim faaliyetlerinin yeterliliği üzerinden de araştırılmalıdır. Özellikle SPK'nın ilk risk bilgisini ne zaman edindiği, hangi incelemeleri gerçekleştirdiği, hangi tedbirleri değerlendirdiği ve gecikmenin yatırımcıların mal varlığı üzerindeki etkisi belirlenmelidir. Bu nedenle denetim raporları, Kurul kararlarının gerekçeleri, kurumlar arası yazışmalar ve portföy işlem kayıtları davalarda temel delil niteliği taşıyacaktır.

全文完
查看原文